NE VAR Kİ CEYHAN’DA?


Bugün sizlerle Ceyhan üzerine dertleşmek istiyoruz. Eski diye tarif edilen Ceyhan’dan günümüze gelen Yeni Ceyhan arasındaki Ceyhan’ı konuşalım…

   BİR ZAMANLAR CEYHAN…

Yaşı bizden büyük olanlarla ne zaman Ceyhan üzerine konuşsak, aynı cümleleri duyuyoruz:

“Ceyhan eskiden çok sosyal bir şehirdi…”

Anlattıklarına göre Osmaniye’den, Kadirli’den, İskenderun’dan, hatta Adana’dan insanlar eğlenmek ve güzel vakit geçirmek için Ceyhan’a gelirmiş.

Sinema salonları, tiyatro gösterileri, eğlence merkezleri ve insanların aileleriyle gidebileceği sosyal alanlar varmış. Sokaklar hareketli, esnaf canlı, insanlar umutluymuş.

Onlar anlattıkça insanın hayretle sorası geliyor:

“Bahsettiğiniz yer gerçekten bu Ceyhan mı?”

Geçenlerde yaşlı bir amcayla sohbet ederken içini çekti ve şöyle dedi:

“Evladım, millet uzaya gidiyor, biz ise bırak ilerlemeyi, sürekli geriye gidiyoruz.”

“Amca, o kadar da değil; ne var ki Ceyhan’da?” diye sordum.

Yüzüme baktı ve hiç düşünmeden cevap verdi:

“Zaten bir şey olmadığı için söylüyorum!”

Bazen uzun uzun anlatmaya gerek kalmıyor. Bir insan, bir şehrin yıllardır biriken bütün sorunlarını tek cümleyle özetleyebiliyor.

“Ne var ki Ceyhan’da?”

Gerçekten ne var?

Şoförsüz otomobillerin üretildiği, uzay yolculuklarının sıradanlaşmaya başladığı 2026 yılında biz hâlâ yamalanan yolları, çöken kaldırımları, bitmeyen inşaatları ve yıllardır verilmeyen temel hizmetleri konuşuyoruz.

Bir sokağımıza yama asfalt yapıldığında seviniyoruz. Üstelik sadece biz değil, o asfaltı yapan yöneticiler de sanki şehrin kaderini değiştirmiş gibi davranıyor.

Oysa yol yapmak, kaldırımı onarmak, çöpü toplamak, parkları düzenlemek ve vatandaşın güvenliğini sağlamak bir lütuf değil; yöneticilerin asli görevidir.

Ama Ceyhan’da sorumluluklar başarı, rutin hizmetler ise büyük proje gibi sunuluyor.

Çünkü çıtamız öylesine düşürüldü ki yapılması gereken en küçük iş bile bize “müjde” diye anlatılıyor.

    MÜJDE DİYE SUNULAN ÇARESİZLİK

Başka şehirlerde fabrikalar, kültür merkezleri, spor tesisleri, teknoloji merkezleri ve sosyal yaşam alanları açılırken biz neye seviniyoruz?

2012 yılından bu yana şehrin ortasında duran ve artık bir ucubeyi andıran huzurevi inşaatının başka bir kuruma dönüştürüleceği açıklanınca seviniyoruz.

Dikkat edin…

Yeni bir yatırım yapılmasına değil, yıllardır bitirilemeyen bir yapının belki başka bir amaçla kullanılmasına seviniyoruz.

Üstelik bu durum bize büyük bir müjde gibi sunuluyor.

Oysa sorulması gerekenler çok açık:

Bu bina neden 14 yıldır tamamlanamadı?

Ceyhan’ın yaşlıları için yapılması planlanan huzurevi neden kaderine terk edildi?

Proje değiştirilecekse bunun gerekçesi nedir?

Biz ise bunları sormak yerine binanın en azından boş kalmayacağı düşüncesiyle teselli oluyoruz.

Kaldırımları kırık, yolları çökmüş bir şehirde 50 metrelik bir sokağın düzeltilmesi haber oluyor. Birkaç kamyon asfalt döküldüğünde fotoğraflar çekiliyor, açıklamalar yapılıyor ve ortaya büyük bir hizmet konulmuş gibi davranılıyor.

Ceyhan’ın geleceğini konuşmak yerine yapılan yamaları konuşuyoruz.

Yeni yatırımları değil, kapanan iş yerlerini sayıyoruz.

Gençlerin önünü açacak projeleri değil, hangi sokakta kaç metre asfalt döküldüğünü tartışıyoruz.

Sonra da neden geriye gittiğimizi merak ediyoruz.

    BÜYÜK ŞEHİR, KÜÇÜLEN HAYALLER

Nüfusu birçok ilden daha büyük olan Ceyhan’da, akşam herhangi bir olay yaşanmadığında şaşırır hâle geldik.

“Bugün cinayet olmadı.”

“Bugün silah sesi duyulmadı.”

“Bugün büyük bir kavga çıkmadı.”

Bunlar bir şehir için başarı değil, zaten olması gereken normal hayattır. Ancak olağan dışı olayları o kadar sık yaşamaya başladık ki sıradan ve huzurlu bir gün bile bize farklı geliyor.

Bir şehir yalnızca nüfusuyla büyük olmaz.

Ekonomisiyle, kültürüyle, sosyal hayatıyla, güvenliğiyle ve gençlerine sunduğu imkânlarla büyük olur.

Ceyhan’ın nüfusu büyürken hayalleri küçüldü.

Gençlerimiz iş bulamadıkları için başka şehirlere veya ülkelere gidiyor. Hemen yanı başımızda büyük sanayi kuruluşları, limanlar, enerji tesisleri ve serbest bölge bulunuyor. Ancak bu tesislerde çalışan Ceyhanlı gençleri mumla arıyoruz.

Bunun hesabını birlikte sormamız gerekirken ne yapıyoruz?

Bir Ceyhanlı işe girdiğinde sevinmek yerine onu kıskanıyor, arkasından konuşuyoruz.

Sorunun kaynağına değil, birbirimize öfkeleniyoruz.

Yıllardır Ceyhan’ın yanı başındaki ekonomik güçten neden yeterince yararlanamadığını sorgulamıyoruz. Mesleki eğitim neden sanayiyle buluşturulmuyor? Gençlere neden nitelikli iş imkânları oluşturulmuyor? Büyük yatırımlarda neden Ceyhanlılara öncelik verilmesi için ortak bir irade ortaya konulmuyor?

Bu soruların cevabını aramadığımız sürece gençler gitmeye, Ceyhan yaşlanmaya devam edecek.

    KAVGALI ŞEHRİN KAYBEDENİ CEYHAN

Siyasetçilerin birbirleriyle kavgalı olduğu, yöneticilerin neredeyse birbirine selam vermediği bir ilçede bütün bunların yaşanması aslında şaşırtıcı değil.

Birisi proje getirse diğeri engellemeye çalışıyor.

Birisi konuşsa diğeri cevap yetiştiriyor.

Aynı şehrin yöneticileri, Ceyhan’ın sorunlarını çözmek için aynı masaya oturmak yerine birbirlerini nasıl yıpratacaklarının hesabını yapıyor.

Siyasi rekabet elbette olacak. Farklı düşünceler, farklı projeler ve farklı yönetim anlayışları bulunacak. Ancak mesele Ceyhan olduğunda herkesin ortak bir noktada buluşması gerekir.

Bizde ise siyasi rekabet, zamanla kişisel kavgaya dönüşüyor.

Bu kavganın kazananı yok.

Kaybedeni ise her zaman Ceyhan oluyor.

Ceyhan’ın daha fazla bahaneye, kavgaya ve göstermelik hizmete ihtiyacı yok. Bu şehrin ortak akla, uzun vadeli bir kalkınma planına ve gerçekten sorumluluk alacak yöneticilere ihtiyacı var.

Artık yama asfaltla, birkaç parke taşıyla ve yıllardır bitirilemeyen bir binanın başka bir kuruma dönüştürülmesiyle sevinmek istemiyoruz.

Sinema salonlarının, tiyatroların, kültür merkezlerinin, spor tesislerinin ve gençlerin güvenle vakit geçirebileceği alanların bulunduğu bir Ceyhan istiyoruz.

Gençlerinin iş bulmak için kaçmadığı, insanların akşamları korkmadan sokakta yürüyebildiği, esnafın kazandığı ve komşu şehirlerden insanların yeniden gelmek istediği bir Ceyhan istiyoruz.

Geçmişi dinleyip iç geçirmek değil, geleceği umutla anlatmak istiyoruz.

Bir gün çocuklarımız bize,

“Eskiden Ceyhan nasıl bir yerdi?” diye sorduğunda, anlatacaklarımız yalnızca kaybedilmiş güzelliklerden ibaret olmasın.

Ve artık biri çıkıp,

“Ne var ki Ceyhan’da?” diye sorduğunda susmak zorunda kalmayalım.

Çünkü Ceyhan, bundan çok daha fazlasını hak ediyor.

PAYLAŞ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Instagram